İçeriğe geç
Bursa Güncel Şehir

Küçük alışkanlıklar, büyük meraklar, renkli burçlar

Yeme İçme 4 dk okuma Levent Erdemir

Çocukken Sevmediğimiz Tatları Sonradan Neden Severiz?

Zeytin, kahve ya da acı biber çocuklukta reddedilir, yıllar sonra aranır. Damak zevkinin neden kaydığı ve hangi tercihlerin hiç değişmediği.

Çocukken ağzınıza sürmediğiniz bir yiyeceği bugün keyifle yiyor olmanız muhtemeldir. Zeytin, kahve, acı biber, brokoli, ciğer ya da sade bitter çikolata gibi tatlar çocuklukta çoğu kişi tarafından reddedilir; yıllar sonra aynı kişiler bunları arayarak tüketir. Buna karşılık çocukken sevilen bazı şeyler, özellikle çok tatlı olanlar, zamanla ağır gelmeye başlar. Damak zevki neden bu kadar kayar ve bu kaymanın içinde hiç değişmeyen bir şey var mıdır?

Reddetmek başta bir korunma tepkisidir

Çocukların acı ve keskin tatlara karşı tepkili olması rastlantı değildir. Doğada acılık, çoğu zaman bitkilerin kendini korumak için ürettiği bileşiklerin işaretidir. Küçük bir bedende bu tür maddelerin etkisi daha belirgin olacağı için, acıya karşı güçlü bir mesafe koymak işe yarayan bir tepkidir. Aynı şekilde ekşiliğe ve alışılmadık kokulara karşı temkin de bir tür ön elemedir: tanınmayan şey, güvenilmeyen şeydir.

Tatlıya ve yağlıya yönelim ise ters yönde çalışır. Bunlar yoğun enerji taşıdıkları için hızla kabul edilir. Yani çocuğun damak tercihi keyfi değildir; tanıdık olanı ve enerjisi yüksek olanı öne alan, oldukça net bir mantığı vardır.

Tekrarın gücü

Bir tadın sevilir hâle gelmesinde en belirleyici etken, o tada kaç kez maruz kalındığıdır. Yeni bir yiyecek ilk denemede yabancı gelir, birkaç denemeden sonra tanıdık, daha sonra da tercih edilir hâle gelebilir. Bu yüzden çocuklara yeni yiyecek tanıtırken bir kerelik denemenin sonuç vermemesi normaldir. Baskı olmadan, küçük miktarlarda ve tekrar tekrar sunmak, zorlamaktan çok daha etkilidir.

Aynı şey yetişkinlikte de işler. İnsanların yeni bir mutfağı ya da alışık olmadığı bir içeceği sevmesi genellikle birkaç denemeye yayılır. İlk seferde beğenilmedi diye kapatılan pek çok tat, aslında yalnızca tanınmadığı için reddedilmiştir.

Bağlam tadın bir parçasıdır

Bir yiyeceği sevmek, yalnızca ağızda olup bitenden ibaret değildir. Nerede, kiminle, hangi ruh hâliyle yendiği de belirleyicidir. Rahat bir ortamda ilk kez denenen bir tat kabul görürken, gergin bir sofrada zorla yedirilen aynı tat uzun yıllar reddedilebilir. Yiyecekle kurulan ilk ilişki, çoğu zaman yiyeceğin kendisi kadar hatırlanır.

Bu yüzden bir kişiyi bir tada ısındırmanın en iyi yolu, o tadı iyi bir bağlamın içine yerleştirmektir. Acı bir sebzeyi tek başına tabakta sunmak yerine sevilen bir yemeğin içinde küçük bir bileşen olarak vermek, kabulü kolaylaştırır.

Neden bazı tatlar hiç değişmez?

Damak zevkinin tamamı kaymaz. Çoğu insanda çocukluktan gelen birkaç güçlü tercih ve birkaç güçlü ret ömür boyu kalır. Bunların bir kısmı doku ile ilgilidir: bazı insanlar tadı değil kıvamı sevmez ve kıvama karşı verilen tepki, tada verilenden çok daha kalıcıdır. Yumuşak, jelatinimsi ya da lifli dokular bu grupta sık geçer.

Bir diğer kısmı ise güçlü bir olumsuz deneyimle bağlıdır. Bir yiyecekten sonra rahatsızlanmış olmak, o yiyeceğe karşı uzun süreli bir mesafe yaratabilir. Bu tepkinin ilginç yanı, kişi olayla yiyecek arasında mantıklı bir bağ olmadığını bilse bile devam etmesidir. Yani damak, akıldan bağımsız bir hafıza tutar.

Yaşla birlikte gelen kaymalar

Zamanla tat ve koku duyarlılığı bir miktar azalır. Bu, bazı yemeklerin eskisi kadar yoğun algılanmamasına ve daha baharatlı, daha tuzlu ya da daha keskin tatlara yönelmeye yol açabilir. Aynı dönemde çok tatlı yiyeceklerin ağır gelmesi de sık görülür. Burada değişen yalnızca duyular değil, alışkanlıkların yerini alan yeni tercihlerdir: insan kendi yediklerini seçmeye başladıkça damağı da genişler.

Bu genişleme kendiliğinden olmaz. Farklı mutfaklara açık olan, dışarıda çeşitli yerlerde yemek yiyen ve evde yeni tarifler deneyen kişilerin damak aralığı belirgin biçimde geniştir. Hep aynı dar çemberde kalan kişilerde ise çocukluk tercihleri büyük ölçüde korunur.

Pratik çıkarım

Bir tadı sevmemek kalıcı bir kimlik değildir. Yıllar önce reddettiğiniz bir yiyeceği bugün yeniden denemek, çoğu zaman şaşırtıcı sonuç verir; çünkü hem siz değişmişsinizdir hem de o yiyeceğin size sunulma biçimi. Pişirme yöntemi, tazelik, kesim ve yanında ne olduğu aynı malzemeyi bambaşka gösterebilir.

En işe yarayan yaklaşım, kesin cümleler kurmamaktır. "Ben zeytin sevmem" yerine "şu ana kadar sevdiğim bir zeytin çıkmadı" demek, kulağa küçük bir fark gibi gelir ama sofrada çok şeyi değiştirir. Damak, kapatılmadığı sürece genişlemeye devam eden bir yetenektir.